İşte Atatürk’ün meşhur fotoğrafının hikayesi

“İstanbul’un denizcilik müzesi ihtiyacı” KÜDENFOR organizasyonuyla masaya yatırıldı.

Denizcilik Dergisini takip edin : LinkedIn - Facebook - Twitter - Instagram - YouTube

Çelik Çelikyaman
celik@DenizcilikDergisi.com

KÜDENFOR organizasyonuyla Rahmi Mustafa Koç Müzesi Fenerbahçe Vapuru Alt Salonu’nda düzenlenen panelde “İstanbul’un denizcilik müzesi ihtiyacı” masaya yatırıldı. Panele İstanbul ile beraber Antalya ve İzmir yerel yöneticileri de yoğun ilgi gösterdi. Şehir Hatları Genel Müdürü Mühendis Sinem Dedetaş da semineri takip edenler arasındaydı.

Delmar Safety

Panele Denizcilik Bankası T.A.O.’nun eski Genel Müdürü merhum Celalettin Erol’un oğlu Reşit Erol, Deniz Tarihçisi Ali Bozoğlu, İLKFER Müzesi’nin kurucusu ve İTÜ Denizcilik Fakültesi Mezunları Vakfı (DEFAV) Yönetim Kurulu Başkanı Mühendis İlker Meşe ile Koleksiyoner Mustafa Aydemir katıldı.

Panelin ardından ise Denizcilik Bankası T.A.O.’nun eski Genel Müdürü merhum Celalettin Erol’un oğlu Reşit Erol’un Rahmi M. Koç Müzesi’ne bağışladığı ve müzenin koleksiyonuna ait parçaların bir araya getirilmesi ile oluşturulan “Seyr-i Sefain İdaresi’nden Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne” sergisi gezildi.

Panelde Ali Bozoğlu, Atatürk’ün toplumun büyük kesiminin, “Savarona yatında çekildiğini sandığı” fotoğrafın esas hikayesini de paylaştı.

Savarona’yı müze gemi yapacağız

Panelin açılış konuşmasını yapan KÜDENFOR Direktörü, emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Atatürk’ün mirası Savarona yatının devlet yatı ve müze gemi statüsünde Dolmabahçe Sarayı önünde yerini alması için çalışacaklarını söyledi. Gürdeniz, “Geminin yeri orasıdır. Kartal İstimbotu da Beşiktaş’a yerleştirilecek. Denizcilik müzesi olarak teklif ettiğim yer ise eskiden Yüksek Denizcilik Okulu’nun (YDO) şimdi ise İTÜ Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin eğitim verdiği Ortaköy’deki okul. 47 ülke gezdim. Denizcilik müzesi için bu kadar uygun bir alan görmedim. Bunu kurmamız lazım. Yaşayan nesillerin bunu görmesi lazım. Bunun dışında her biri birbirinden güzel klasik boğaz vapurlarının bu görüntüye eklendiğini düşünün” dedi.

Deniz mirası koruma altına alınacak

Geçtiğimiz günlerde KÜDENFOR organizasyonunda SETUR Kalamış Marina’da düzenlenen “Klasik Tekneler” başlıklı etkinlik için 15 milyonluk İstanbul’da ancak 22 klasik tekne bulabildiklerini, bu sayının azami 50’yi bulabileceğini belirten Gürdeniz, “Doğa ve Kültür Varlıklarını koruma kanunlarında denizle ilgili hiçbir şey yok. Bu duruma tarihi gemi ve tekneler, Kartal İstimbotu’ndan Acar motoruna; Savarona yatından Sarı Zeybek motoruna kadar Atatürk’ün mirası gemi ve tekneler de dahildir. Gayretlerimizle TBMM’de Ekim ayında söz konusu kanuna denizdeki varlıkların da eklenmesi için kanun teklifi görüşülmeye başlanacak” dedi.

Denizi önemseyen imparatorluk kurar

Koleksiyoner Mustafa Aydemir ise bir ülkede denizcilik kültürünün gelişmesi şartının devletin denizlerin öneminin farkında olmasına bağlı olduğunu söyledi. Büyük imparatorluk kurmanın temelinde denizciliğin yattığını belirten Aydemir, “Rusya’da 18’inci yüzyılın başında Petro tersaneden önce deniz müzeleri kuruyor. Yani bu kültürü veriyor. Denizcilik bir bilimdir” dedi.

Deniz yoksa kara da yok

Cem Gürdeniz’in, “ABD’de 210 deniz müzesi, 240 müze gemi, İngiltere’de ise 250 deniz müzesi, 450 tane müze gemi var” sözünü hatırlatan Aydemir, “Denizcilik tarihinin başladığı, iki kıtanın buluştuğu, boğazların birleştiği, üç tarafında dört deniz olan tek milletiz. Kaç tane deniz müzemiz var? Bir elin parmağını geçmiyor. Beşiktaş’taki müze askeri (naval) deniz müzesidir. Denizcilik (Maritime) demek denizciliğin arkeolojisinden teknolojisine kadar her şeyini kapsar. Atalarımız buraya denizden gelmediler. Atlarla geldiler ama, gelir gelmez denizi ve denizciliğin önemini anladılar. Denize hakim olmayan milletler karalarına da hakim olamaz. Selçuklu bunu gördü. Antalya’da, Alanya’da, Sinop’ta tersaneler kurdular. Hem pek yolu hem de Baharat Yolu’nun hakimi oldular. Böylece bu topraklarda tutundular. Çakabey Ege’ye ulaştı. Büyük donanma ile Bizans’a, Venedik’e kafa tuttu” diye konuştu.

Osmanlı denize arkasını dönünce

Osmanlı İmparatorluğu’nun 16’ncı Yüzyıl’da bunun farkında olduğu için üç kıtaya yayıldığını belirten Aydemir şunları söyledi : “Ne zamanki denize arkamızı döndük, Kuzey Afrika, Balkanlar, Kıbrıs, Girit, 12 ada derken Anadolu’ya sıkıştık kaldık. Denizden uzaklaştık. İstanbul’dan güneye giderken kıyılara, kara yoluna yapışıyorsunuz. Çok üzücü. Daha önce yolcu gemilerimiz vardı. Gülcemal vardı. Akdeniz vardı. Karadeniz, Ege, İzmir, Samsun, Ankara vardı. Bugün bir tane bile yolcu gemimiz yok. ”

Müze için malzememiz çok

“Her an, en az 10 denizcilik müzesi kuracak malzeme bulabiliriz ama öncelikle devletin müzeci olması gerekiyor. Un var, şeker var, yağ var ama yapamıyoruz. Amacımız çocuklarımıza deniz aşkını aşılamak. Dünyanın en eski batıkları bizde. İnanılmaz hikayeler var. Müzelerde temel amaç, hikaye anlatmaktır. Yurtdışı örneklerinden hareketle gördüğüm şey, İlk adımı atabilmenin çok önemli olduğudur. O olduktan sonra denizcilik müzeleri bir mıknatıs gibi kendi konusundaki tüm objeleri ve envanterleri çekmeye başlıyor. Fakat iddialı müze kurmak ucuz değil. ”

Kişiler toplamaya çalışıyor

Babası, Denizcilik Bankası T.A.O.’nun eski Genel Müdürü merhum Celalettin Erol’un, Atatürk’ün yurtdışına kıvılcım olarak gönderip alev olarak dönen öğrencilerden olduğunu hatırlatan Reşit Erol ise, “Eğer İstanbul’da bir denizcilik müzesi olsaydı bizler yıllarca koleksiyon peşinde koşmayacaktık. Çünkü hepsi orada olacaktı. Çok zengin tarihimiz ama çok az müzemiz var. Bu durum kamunun denizle ilişkisine de bağlı. Zamanında bir KİT olan DB Deniz Nakliyat’ın 76 gemisi vardı. Şimdi yok. Okul gemileri bile düşünülmüştü. Örneğin Japonya’da yapılan Namık Kemal gemisi aynı zamanda denizcilik öğrencilerinin stajlarını yapabilmesi için eğitim gemisi olarak tasarlanmıştı. Kamunun mutlaka bir deniz filosu olması lazım” dedi.

DTO müze projesine dahil olmalı

Denizciliğe bakış açılarının DB Deniz Nakliyat ile şekillendiğini belirten İLKFER Galerisi Kurucusu İlker Meşe ise, farkında olmadan eski obje biriktirmeye ; 2012 ile 2017 arasında Aliağa’da gemi söküm işi yaparken gerçek anlamda koleksiyonculuğa başladığını söyledi.

Gemide çalışmış olmanın avantajı ile objeleri değerini rahatça fark ettiğini belirten Meşe, “Parlatılacakları parlatıcıya gönderdim. İsim isim ayırdım. Yeni ofis açarken de ciddi bir boşluk kalınca deniz eskilerini yerleştirmeye başladım. İlk eskiyi koyunca biri, öbürü derken bütün salon gemi parçaları ile doldu” dedi.

Yüksek Denizcilik Okulu (YDO) geçmişinin kendisine ayrı bir sorumluluk yüklediğini belirten Meşe, “Okulu Ortaköy’den alıp Tuzla’ya taşınırken maalesef pek çok tarihi belge ve obje kaybolmuş. Okulla ilgili ne yapabilirim derken, mezunlarımızın ve emeği geçenlerin isimlerini ve özgeçmişlerini galeriye yazmaya, portrelerini asmaya başladım. Örneğin Cem Gürdeniz Amiralimizin babası Halit Gürdeniz benim liderlik ve protokol hocamdı. O dahil pek çok önemli mezunumuzun köşesi var. 1884’te kurulan bu okulun sorumluluğunu aldığımızı hissettim. Denizcilik müzesi için her türlü katkıyı sunmaya hazırız. Bir müze için İMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO) ile de işbirliği yapılmalı. Öncelikle yer tahsisi yapılmalı. Yeterli kaynağımız var” diye konuştu.

Önce gezici sergi açıldı

1981’de Atatürk’ün doğumunun 100 Yılı’nda Kalender Gemisi’nde kurulan gezici sergi ile denizcilik müzesi fikrinin ortaya çıktığını belirten Deniz Tarihçisi Ali Bozoğlu da ilk denizcilik müzesi girişimini şöyle anlattı :

“Bu teklif Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ) tarafından uygun görüldü. Galata yolcu salonunun ikinci katında dar bir müze açıldı. Tanıtım yapılmadığı ve sorumlu kişilerin ilgisizliğinden dolayı da ziyarete kapatıldı. 14 Ekim 1991’de ise, batan Karaköy İskelesi’nde 40 metrekarelik bir alanda sanat galerisi kuruldu. İlk olarak işletmenin Diyarbakırlı Tahsin, Cahit Arman, Nazlı Ecevit’e ait resim tabloları sergilendi. Bu etkinlik yoğun ilgi görünce müzenin tekrar açılması gündeme geldi. Kütüphane ve Genel Arşivde görevli olan Şükrü Yaman, kendi aracı ile Türkiye çapında kuruma ait işletmelerin depolarından eserleri topladı. Bu eserlerin sergileneceği alan, genel müdürlüğün altındaki Denizcilik Bankası Şubesi idi. Galeri kuruldu. Orada Diyarbakırlı Tahsin, İbrahim Çallı, Ayetullah Süme, Fikret Otyam, Nazlı Ecevit, Cahit Derman ve Salih Ermez’in eserleri de vardı. 1874’de inşa edilen Gülcemal’a ait taban bördürleri, piyanosu mevcut idi. Atatürk’ün 5 Haziran 1926’da oturup tavla oynadığı masa ve sandalye ile bir kanepede, iki tarafında Deniz Yolları logosu işlenmiş yastıklarla poz verdiği fotoğraf da Gülcemal’de çekilmişti. Çeken kişinin de Şefik Gögen Kaptan olduğu söylenir” dedi.

Eserleri dağıttılar

“Galeri, Özelleştirme Başkanlığı’nın kararı ile 2006’da Kültür Bakanlığı’na devredildi. Biz de beklemeye başladık. O dönem, Denizcilik Müsteşarlığı öncülüğünde Haliç Tersanesi’nin müze olması için planlar yapmaya başladık. Hem tersane çalışacak, hem de müze ve kütüphane ile TDİ arşivi burada hizmete açılacaktı. Ankara’ya bunu kabul ettiremedik. 507 parça eser ve obje İslam Tarihi Müzesi’ne; Atatürk’ün kullandığı objeler, gemilere ait makine ve telgraflardan oluşan 274 parça ise Beşiktaş Deniz Müzesi’ne; ressamların eserleri ve piyano ise Ankara’daki Resim ve Heykel Müzesi’ne verildi. Böylece galeri kapatılmış oldu”

70’dan fazla kişinin izleyici olarak katıldığı panelin ardından gerçekleştirilen soru cevap kısmı, gelecek yıl için yol haritası çizilmesine yardımcı oldu.

Katılımcılar, Haliç Tersaneler Bölgesi ile Beşiktaş’ın gelecekte kurulması arzulanan denizcilik müzesi veya müzeleri için uygun alanlar olduğu konusunda birleşirken, kapanış konuşmasını da yapan KÜDENFOR Direktörü emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, İstanbul’a yeni bir denizcilik müzesi kurulmasına destek sağlamak için KÜDENFOR bünyesinde bir platform kurulacağını açıkladı.

Katılımcılar, panelin ardından “Seyr-i Sefain İdaresi’nden Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne” adını taşıyan sergiyi gezdiler
Bunları da beğenebilirsin
X