Denizcinin anasayfası

Haluk Ağabey’i kaybettik

YDO 1951 Makine mezunu Müh. Haluk Özgün hayatını kaybetti. Haluk Ağabey son röportajını Denizcilik Dergisi'ne vermişti.

Müh. Haluk Özgün’ün (92) cenazesi 1 Ocak 2020 (yarın) öğle namazı sonrası Arnavutköy Akıntı Burnu Camii’nden kaldırılacak.

Ünlü televizyoncu Ayşe Özgün ile evle olan Haluk Özgün, son olarak “Ortaköy Mesleki Teknik Anadolu Lisesi” olan Ortaköy Ziya Kalkavan Anadolu Denizcilik Meslek Lisesi’nde “gemi yardımcı makineleri” dersi veriyordu.

Denizcilik Dergisi olarak Haluk Ağabey’e Allah’tan rahmet, ailesine ve camiamıza baş sağlığı diliyoruz.

Delmar Safety

Müh. Haluk Özgün eşi Ayşe Özgün ile birlikte Denizilik Dergisini evlerinde ağırlamış ve denizcilikle geçen yıllarını 96’ncı sayımız için anlatmıştı.

İşte o röportaj

Karada başarının yolu denizden geçiyor

YDO 1951 Makine mezunu Müh. Haluk Özgün, onlarca tehlike atlatmasına rağmen, “Dünyaya bir kere daha gelsem yine denizci olurdum” diyor.

Mühendis Haluk Özgün Yüksek Denizcilik Okulu’ndan (YDO) 1951’de mezun oldu. 2000 yılında emekli olan Özgün, bir kenara çekilmek yerine şimdilerde İTÜ’ye devredilerek “Ortaköy Mesleki Teknik Anadolu Lisesi” olan Ortaköy Ziya Kalkavan Anadolu Denizcilik Meslek Lisesi’nde “gemi yardımcı makineleri” dersi veriyor.

Genç denizcilerin ve ailelerinin, çocuklarının denize çıkmak istemediğinden yakınan Özgün, “Ben çocukları gemiye çıkmaya teşvik ediyorum. Onlara demiyorum benim gibi 50 sene kal ama karada başarılı olmak için gemiye çıkmak şart. Denizci öğrencileri gemilere çıkmaya teşvik ediyorum. Veli toplantılarında da çocuklarını gemilere çıkmaları konusunda teşvik etmelerini istiyorum. Gemiye çıkmadan hayallerinizi gerçekleştiremezsiniz. Gemiye çıkarsanız hayallerinizi gerçekleştirecek paranızı kazanırsınız” dedi.

Deniz pratiklik kazandırır

Bir de kendisinin kaleme aldığı, gemi yardımcı makineleri kitabı bulunan Özgün, öğrencileri denize çıkmaya teşvik ettiğinde bazı velilerin, “Biz gemiye çıkmalarını istemiyoruz. Siz nasıl böyle söylüyorsunuz” diye tepki gösterdiklerini belirten Özgün, her seferinde şu cevabı verdiğini söyledi :

“Gemiye çıkmadan karada herhangi bir işte muvaffak olamazsınız. Gemiye çıkacaksınız. Demiyorum ki 40 sene, 50 sene kalın. 4 sene, 5 sene her neyse. Çünkü gemi sizlere gereken, gerekecek olan pratiği en kısa sürede verir. Mecbur eder sizi okumaya, öğrenmeye” İşte Haluk Ağabey’in anlattıkları :

Bizde sistem yok

“Yabancı şirketlerde başmühendis ve teknik müdür olarak çalıştım. Onlarda disiplinli sistemi gördüm. Ne yazık ki bizde sistem yoktur. 16 sene Hong Kong’da bir şirketin enspektörlüğünü yaptım. 65 parça gemileri vardı. Oradan oraya gönderiyorlardı. Denizcilikten zevk aldım. Çocuklarımızı ABD’de okuttuk. Denizde 50 sene kaldım. 2000 yılında bıraktım denizi. YDO 1951 mezunuyum. Yıllar nasıl geçti bilmiyorum. 650 öğrenci yatılı okumuştuk”

Gelip giderken okulu gördüm

“Kastamonuluyum. İstanbul’da doğdum. Ben Galatasaray Lisesini bitirdim. İktisata yazıldım ama evimiz de Ortaköy’de. Otobüsle gidip geliyorum. Okulu gördüm, çiçekler içinde. Yelkenliler falan da var. Cezbetti beni. İktisatı bırakıp okula girdim 1946 senesinde. Orayı bitirdim. 50 seneye yakın denizde kaldım”

Çok iyi eğitim aldık

“Eğitimimiz çok iyiydi. Bir kere hocalarımızın hepsi Almanya’da yüksek mühendislik yapmış kişilerdi. Deniz Yolları hesabına gitmişler Almanya’ya ve dönmüşler. Yüksek makine mühendisi olmuşlar. Bize de hocalığa geliyorlardı. Çok değerli hocalardı. Hocalar Deniz Nakliyat’ta enspektördü. Bir tanesi Almanya’da okul bitirmiş ve İstinye Tersanesi’ndeydi. O bize hocalığa geliyordu. Mezun olunca 25 – 30 sene yabancı şirkette çalıştım ama en uzun çalıştığım Türk şirketi Hayri Baran idi. O zamanlar en iyi denizcilik şirketiydi. Okuldan mezun olduktan sonra bir çok Türk şirketinde çalıştım. Koçtuğlar en düzgün işletmeydi. Benim sınıf arkadaşım Sezai onların teknik müdürüydü. Koçtuğlar sevilen, tutulan bir gemicilik şirketiydi ama uzun boylu devam edemediler. Gerçi ben orada çalışmadım”

Disiplini yabancı kaptanlarda gördüm

“Ben denizciliği yabancı şirketlerde öğrendim diyorum. Çünkü kendilerine ait sistemleri vardı. Ne yazık ki bizde pek sistem yoktur. Ben Pakistan şirketinde uzun süreler kaldım. Bu şirket İngiliz kaptan ve başsühendislerle çalışırdı. Ben orada gerçek disiplinin ne olduğunu gördüm. Daha sonra İsraillilerin Zodiac şirketinde çalıştım. Bunlar da çok disiplinli bir şirketti.”

Bir gemim battı, bir gemim yandı

“Batan Zeki isimli kuru yük gemisiydi. 7 Kasım 1966 yılında gemi kaptanı bizi Kuzey Atlantik fırtınasının içine soktu. Kış ayında Kuzey Atlantik seyrinde işin ne? Yol kestik ama 13.5 mil rahat yapıyorduk. Fırtınaya girince su seviyesi altından sac attı. Kaptan gemiyi Kuzey Buz Denizi’ne doğru sürdü. ‘Kaptan niye buraya gidiyoruz’ diye sorduk. ‘Aşağıda trafik fazla’ dedi. Allah’tan bizi Pasat adında bir Ukrayna gemisi kurtardı.”

Eğitimsizlik gemiyi yaktı

“Mersin’de bir gemiye katıldım. Gemi sahibinden 250 Bin Lira avans almıştım. Gemi buğday yüklü. Basra’da buğdayı boşaltacak. Ne yazık ki klima çalışmıyor, yedek parça bekliyor. Ağustos ayı. Port Said’te yedek parçayı göndereceklerini söylediler. Patron Asaf Bey’in kız kardeşi de yedek parça işine bakıyor. O parçayı gönderemediler. Çok sıcak olduğu için herkes güvertede bekliyor. En büyük hata nerede oldu biliyor musunuz? Gemi hiçbir şekilde yangın role talimi yapmamış. İkinci aşçı kamarasında yangın çıktı. Lumbozlar da hava gelsin diye açıktı. Yangın birden bire sardı. Hepimiz güverteye çıktık. Gemi yandı”

Gemide disiplin şarttır

Gemilerde role talimi çok önemlidir. Kaptanın elinde kronometre olur. Kaptan diyelim ki yangını bildirir. Bakalım o gemiciler ne zaman orada bulunacak. Onun bir zamanı vardır. Onu yapana kadar tekrarlatır. Bir gemi limandan çıkıyor. Yüzde 25 mürettebat yenilenmiş. Hemen yangın role taliminin yapılması gerekir. Bu eğitimlerdeki amaç herhangi bir tehlike anında aynı şekilde hareket etmeyi sağlamaktır.”

Ayşe Özgün : “Tanker nasıl kırılır öğrendim”

Söz, Haluk Ağabey ile evliliklerinde 52 yılı geride bırakan ünlü televizyoncu Ayşe Özgün’de. Ayşe Hanım anlatmaya Haluk Ağabey’in içinde bulunduğu geminin batışını öğrenmesinden başlıyor : “Sabah şoför geldi. Aldı beni işe götürüyor. Bir açıyorum gazeteyi, Haluk’un gemi batmış. Delirdim. Ofisi aradım. Söylemediler. Normalde şirketin haber vermesi lazımdı. Ben öldü zannettim. ‘Hiç merak etmeyin. Azor Adaları’na götürüyor’ dediler. Kocan orada, gemi batmış diye duyuyorsun. O zaman çocuklar da küçüktü. Şehitlerin isimlerini aileye haber vermeden açıklamıyorlar ya. Çok doğru bu. İlk olarak aileye haber verilmeliydi”

Birbirimizi saygıyla sevdik

“Hayri Baran Denizcilik Şirketi’nde çalışıyordum. Babam da Hayri Bey’i tanıyordu. Haluk’u orada gördüm. Haluk ile kafalarımız çok uyuştu. O beni, ben de onu saygıyla sevdim. Hadi evlenelim dedik. Roma’da buluştuk ve orada evlendik. Çok güzel bir şey yaptık. 1967 yılında evlendik. İkimiz de birbirimizi çok mutlu etmiş bireyleriz. Bir gün bile kavga etmedik. Biz hep gülüyoruz. Önce Ali doğdu, kısa zaman sonra da ikiz çocuklarımız Ahmet ve Canan doğdular”

Yük de taşıdı onlarca gemi de yönetti

Bir anımı daha anlatmak istiyorum. “Haluk, Selahattin Beyazıt’ın denizcilik şirketinde çalışıyordu. Teknik müdürüydü şirketin. Birden bire işi bıraktı. Küçücük bir kostere çarkçıbaşı oldu. Teknik müdürden küçücük bir kostere. Başka seferinde ABD’ye taşındık 62 gemi emrinde. ABD öğütür ya insanı. Gitti zencilerle yük taşıdı. Ben çalışayım, ne yaparsam yaparım gibi bir karakteri var. Ben bunu yapamam yani” “İkizleri yeni doğurmuştum. Haramidere’den bindik. Ben de kitap tercüme ediyordum. Suriye’de gemiye petrol yükleniyor. Ufukta bir kara bulut gördüm. Bir fırtına koptu. Biz deli gibi açıldık. Hayatımın son seyahati oldu. Durmadan kaptan köşkünde oturuyorum. O zaman tankerler nasıl kırılır öğrendim. Ben sığınacak liman arıyorum. Dedi ki, ‘bu bitecek sabredin Ayşe Hanım’ Ben gemi batacak diye düşündüm, çocuklarımı göremeyeceğim diye düşündüm. Mersin’e gelince gemiden indim”

Haluk işinde çok sertti

“Haluk Fildişi Sahili’nden Londra’ya geldi. Baktık ki ateşi var. Hastaneye götürdük. Hasta hasta Cenevre’ye gitti. Telefon açtı. ‘Ben ölüyorum, sıtma olduk’ dedi. Neyse ki ilacını bulmuşlar.Evinde çok yumaşak bir adam ama işinde çok sert bir adamdır. İşte böyle macerlara dolu 52 yılı devirdik. Birbirimizi çok sevdik. Hiç kavga etmedik. Gençlere de tavsiyem, birbirlerini sevsinler, saysınlar.”


Bunları da beğenebilirsin