Denizcinin anasayfası

“Benim Küçük Dünyamın Dışında” sergisi kapılarını açtı

21 Aralık'ta Galeri/ Miz tarafından açılışı gerçekleşen Kapt. Tuncay Topçu'nun kişisel sergisi 19 Ocak'a kadar devam edecek.

Topcu’nun amorf formlarla oluşturduğu soyut resimleri; iç dünyasını yani “Ben” olgusunu, iç ve dış dünya arasındaki zıtlık ve çatışmaları keşfe çıkıyor. Sanatçının son dönem üretimlerinden oluşan tuvallerde amorf yapılar ve girift biçimler , aerodinamik bir yapıyla bütünleşerek, duyarlı renk algısının etkisi ile biçimleniyor.

Amorf biçimlerin konturu olmaktan çok her an değişmeye ve başka bir şeye benzemeye meyilli çizgileri, birbirini yok etme çabası içinde; bir nevi hayali belki de gerçek, ne olduğunu tasavvur edemediğimiz insanlar, nesneler, ağaçlar gibi biçimlerin gölgeleri, ecinnileri olarak tuval yüzeyinde gezintiye çıkıyorlar.

Salı’dan Pazar’a 11:00-19:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Dr. Ferhunde Algaç Meriç, sergiyi şöyle anlatıyor:

Ben kendi dünyamın sınırlarını çizerken, dünya da beni sınırları içine aldı.
Zamanın bitince dışındaki dünya senin küçük dünyanı keşfedecek…
Ama zamanın bitince…

Sanatçı iç dünyasını yani “Ben” olgusunu, ötekileştirdiği dünya karşısında –farklı bir irdelemeyle, “Ben’ini ” kendi kendine ötekileştirerek, “öteki” olma durumuna evrilir. Böylelikle eleştirel tavrını varsıllaştırarak bir sorgulama ve özeleştiri sürecine girer. Diyebiliriz ki sanatçı “Ben’ini ”, bu dünyaya kabul ettirmek, tüm bilinciyle varlığını kanıksatmak, benliğinde verdiği var olma savaşını kendi içinde kazanarak, bunu dışındaki dünyaya da ilan etme eğilimi içindedir. Dünyanın ötekileştirdiği sanatçıyı ortaya çıkarmaya çalışır. Sanatçı Tuncay Topcu’nun bu bağlamda gelişen bir sürecin yansımalarını içeren resimlerini “Benim Küçük Dünyamın Dışında…” adını verdiği bu sergi ile açıkça görebiliyoruz.

Amorf biçimlerle şekillendirdiği iç dünyasını yadsınamaz bir tutum ile yineleyerek ortaya koyduğu bu resimlerde, daha çok baş edilmesi zor ve girift biçimler varlık bulur. Resim yüzeyinde yerini alan biçimler, dış dünyasında yaşadığı çelişkili ilişkilerini ve bunların yansımalarını iz sürmekten gocunmayan, savaşçı ve sorgulayıcı ruhunun öne alınamaz etkileşimlerini taşır.

Cebelleşmekten vazgeçmeyen yorumu ile büyüyen küçülen lekeler, biraz hoyratlaşan çizgisel aerodinamik bir yapıyla bütünleşerek, sanatçının duyarlı renk algısının etkisi ile biçimlenir. Çizgiler, amorf biçimlerin konturu olmaktan çok sınırsız, her an değişebilir, değişmeye müsait hatta niyetli gibidirler. Tuval yüzeyinde bir fiil vardırlar. Ama sanki başka bir biçime hizmet etmeye fazlasıyla meyilli, birdenbire yer değiştirip başka bir biçime dönüşümlü, döngüsel, mütemadiyen kendini dönüştürmeye hedefleyen bir halet-i ruhiye içindedirler.

Üst üste çizilmiş çizgiler, birbirini yok etme çabası içinde, bir nevi hayali belki de gerçek, tam olarak adlandıramadığımız, ne olduğunu tasavvur edemediğimiz insanlar, nesneler, ağaçlar gibi biçimlerin gölgeleri, yansımaları olarak tuval yüzeyinde gezintiye çıkıverirler. Zaten böyle değil midir dışımızdaki dünya da… Şüphesiz sanatçı ilk defa karşılaşmaz bu dünya ile… Hep oradadır… Ancak ve esasen sorgulamaya meyilli olmasından dolayı… Zira her baktığında dışına, yüzleşir tekrar tekrar… O yüzden ki uçarı çizgilerle şekillenir dış dünyası… Mutlu mutsuz, umutlu umutsuz zıtlıkları içeren düpedüz çelişkilerle dolu bir dünyayla… Çizgileri de kesik kesik tek bir renkten daha ziyade değişken renklerle bezenmiş, müdavimi olmayan kesintili yaşamlar gibi… Şeffaf çizgiler de görülür tuval yüzeyinde… Şeffaflık, her an değişmeye açık, iğreti duran bir nefsi varsıllaştırıyor esasen.

Tuval yüzeyi, geçişli tek renk varyasyonları ile düpedüzlüğü sergilediği gibi çok renkli yüzey ile de asla sabit olmayan değişken, güven vermeyen, farklılaşmaya oldukça meyilli bir yapıyı da ortaya koymaktan çekinmiyor. Zaman zaman da biçimlerin aralarındaki yüzey silikleşmiş, eski halinden eser kalmamış, bulanıklaşmış, hayali, eski, eskimiş, yitip giden maziye benzer bir yüzeyle yüzleşir. Bizi yüzleştirir son tahlilde… Açık seçik olmayan belli belirsiz tuval üzerinde inşa edilen bu yapı, bizi kendi kurmacamızla baş başa bırakır, tıpkı kendini bıraktığı gibi…


Bunları da beğenebilirsin