Denizcinin anasayfası

Rizeli Armatör ve tanınmış denizcilerden Güvelizâde Ailesi

 

Yazan: İshak Güven Güvelioğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

Sinop’tan Artvin’e kadar Karadeniz’in muhtelif köy ve mahallelerinde yerleşik olan Güvelioğlu ailesinin Karadeniz’de yerleştiği ilk yer Rize’nin Paşakuyu Mahallesi’dir. Bu mahalle 1950’ye kadar sahilde bir yerleşim yeri iken deniz dolgusuyla önünde yeni bir mahalle kurulmasıyla sahilden içeride kalmıştır. Güvelioğlu ailesinden bir grup 1850’lerin başında Rize’nin Derepazarı ilçesine bağlı
Yanıktaş köyüne yerleşmiştir.
Yanıktaş köyü “Ayağını uzatsan denize değecek” gibi sahil boyundadır. Bu bakımdan Osmanlı döneminden günümüze kadar denizcileri ile meşhurdur. “Üzüm üzüme baka baka olgunlaşır” misali bu köye yerleşen Güvelioğlu ailesi üyeleri de denizciliğe yönelmiştir. Bu nedenle o tarihten günümüze kadar aileden denizciliği meslek edinmiş onlarca kaptan ve reis yetişmiştir. Aileden bir de Amiral vardır. Oramiral rütbesinde Donanma Komutanlığı yapan Nusret Güner, aile içinden yetişen denizci amiral olmuştur.
Güvelizâde Hacı Şükrü Kaptan;

Güvelizâde ailesi Osmanlı’nın son döneminden itibaren inşa ettirdikleri, ikinci el olarak satın aldıkları veya ilave ihtiyaç olduğunda kiraladıkları ahşap motorlu teknelerle nakliyecilik yapan
küçük ölçekli deniz tüccarlarıydılar. Sahip oldukları teknelerin kaptanlığı ve reisliği de yine kendileri tarafından deruhte edilmiştir. Ayrıca Seyri sefâin, Devlet Denizyolları, Şehir Hatları ve özel sektörde kaptanlık dâhil mesleğini icra eden birçok aile mensubu da olmuştur. Aileden Oramiral (E) Nusret Güner’in şu hatırası aile üyeleri arasında denizciliğin ne kadar yaygın olduğunu göstermesi bakımından güzel bir örnektir; “Ben Yıldırım Fırkateyni Komutanı iken, 1993 kışında NATO emrinde, dağılan Yugoslavya Devleti kıyılarında Adriyatik Denizi’nde üç ay harekat yapmıştık. Harekat bitmiş, ülkemiz sularına dönüyoruzdur. Yunanistan’ın batısında iken gecenin karanlığında 2-3 sularında, telsizden bir gemi önce Türkçe, sonra İngilizce bize çağrı yaparak, tekraren Ege Denizi’nde deniz ve hava durumunu soruyordu. Ben de köprü üstünde, yoğun geçen harekat sonrası kahvemi yudumluyordum.
Vardiya subayı bu ticaret gemisine cevap vermek için müsaademi istedi. Ben ise; “Durun, ben cevap vereyim” dedim, zira bize deniz durumunu soran kişinin sesini tanımıştım. O sırada 12-
04 vardiyasında olan üçüncü kaptan Zeki Amcamdı. O anda öğrendiğime göre İngiltere’den ülkemize dönüyorlardı. Ben telsizi aldım ve “Amca bu denizler bizim aile için ne kadar da küçükmüş dedim”. Müthiş bir rastlantı idi. O günlerde babam (Ömer Kaptan) da Karadeniz’de bir sefer de bulunuyordu. Bu sırada amcam bir sitem etmeden duramadı: “Sen birinci kaptansın, bu sırada köptüüstünde işin ne?” dedi.

Mâlum ticaret gemilerinde en iyi vardiya olan 8-12 vardiyasını Birinci Kaptan, uykuyu bölen vardiya olan 12-04 vardiyasını üçüncü kaptan, 4-8 vardiyasını da ikinci kaptan alır. Ama bizim
harp gemilerimizde komutanın vardiyası 00-24’dür, yani vardiyası yoktur, başka bir deyimle komutan sürekli görevdedir.”

Güvelioğlu ailesinin seceresi
Araştırılıp ortaya çıkarılan Güvelioğlu ailesine ait şecerede Yanıktaş Köyü ’ndeki Güvelioğlu ailesinin Mahmut Reis, İbrahim Reis ve Ömer adlı üç kardeşin neslinden geldiği, dolayısıyla üç
grup oldukları belgelenmiştir. Bunlardan Ömer adlı kardeşin ve babaları olan Hasan’ın denizciliğine dair bir bilgi yoktur. Fakat hem Ömer’in neslinden hem de Mahmut Reis ve İbrahim Reis ’in grubundan denizciliği meslek edinmiş çok sayıda denizci yetişmiştir. Sicil, tapu, mahkeme kaydı, mezar taşı, çeşitli arşiv kayıtları ve aile içindeki şifahi bilgilerden bunların hemen hemen hepsi tespit edilmesine rağmen, özellikle ilk dönem denizcilere ait bilgiler oldukça kısıtlıdır.
Kaptan ve reis olarak bilinen aile üyeleri gruplar bazında şöyledir;
Mahmut Reis Grubu;
Hasan oğlu Mahmut Reis (v.1871)
Mahmut oğlu Yusuf Kaptan (1834-1916)
Yusuf Kaptan oğlu Sadık Kaptan Yusuf Kaptan oğlu Hüseyin Avni Kaptan (1872-1934)
Hüseyin Avni Kaptan oğlu Yusuf Yalgın Kaptan (1908-1969)
Yusuf Kaptan oğlu Kaşif Reis (1880-1932)
Kaşif Reis oğlu Ziya Kaptan (1917-1992)
Kaşif Reis oğlu Kemal Kaptan (1924-?)
Ahmet Ağa oğlu Hacı Şükrü Kaptan (1866-1947)
Mahmut oğlu Ali Kaptan (1845-1915)
Ali Kaptan oğlu Mustafa Reis (1873-1920)
Ali Kaptan oğlu İlyas Kaptan (1902-1977)
İlyas Kaptan oğlu Süleyman Nasuhi Güveli (1933-1993)
Mahmut oğlu Arif Reis (1906-1983)

İbrahim Reis Grubu
Hasan oğlu İbrahim Reis (19.yy.)
İbrahim Reis oğlu Mustafa Reis (1854-1931)
Mustafa Reis oğlu İbrahim Kaptan (1904-1976)
Mustafa Reis oğlu Zekeriya Kaptan (1896-1963)
Zekeriya Kaptan oğlu Ömer Kaptan (1922-2002)
Zekeriya Kaptan oğlu Zeki Kaptan (1927-1999)
Ömer Kaptan oğlu Oramiral Nusret Güner (1952-….)

Ömer Grubu
Hasan oğlu Rızvan Kaptan (1891-1952)
Ali oğlu Osman Kaptan (1900-1969)
Rızvan Kaptan oğlu Hasan Güvel Hasan oğlu Rızvan Reis (1953-2020)
Rızvan Reis oğlu Hasan Güvel.

Burada listesi verilen ve denizciliği meslek edinmiş Güvelioğlu ailesi üyelerinin hepsi daha önce bahsedildiği gibi Rize’nin Derepazarı ilçesine bağlı Yanıktaş Köyü’ndendir. Kaydedilen bu
reislerin dışında Rize Merkez’e bağlı Paşakuyu Mahallesi kökenli aile üyelerinden de Arslan Güveli (1901-1973) adlı bir kaptan çıkmıştır. Yanıktaş köylü aile üyeleri meslekleri gereği oldukça erken dönemde İstanbul’a gelmişlerdir.
Genel olarak İstanbul’da yerleştikleri yer Fatih kazasının Küçükmustafapaşa Mahallesi Haliç sahili boyunca uzanan Fener, Cibali, Küçükpazar ve Ayakapu semtleridir. Kayıtlardan tespit edildiği kadarıyla temelli olarak Rize’yi bırakıp İstanbul’a yerleşmenin tarihi 1900 yılı başına kadar uzanmaktadır. Daha sonraki yıllarda da göçler devam etmiştir.
Yanıktaş köyünde 1872 yılında aile mensuplarının mülkiyetinde 10 parça, 1884 yılında 22 parça arazi vardı. Ayrıca Derepazarı’nın Varangoz (Fıçıcılar) Mahallesinde de Yanıktaş Köyü’ndeki Güvelioğlu ailesinden herkesin ortak olduğu bir parça arazi daha vardı. 1960’lardan itibaren köyde babadan kalan araziler artan nüfus arasında bölünüp küçülünce satılmaya, böylece peyderpey Rize ile olan irtibatın azalmasına sebep olmuştur. Bununla birlikte burasıyla irtibatı devam ettirmek niyetiyle her yaz Yanıktaş Köyü’ne gelen ve evinde baba ocağını tüttürenler de vardır.
Ailenin doğum yeri Rize’nin Derepazarı ilçesi Yanıktaş köyü, 1900’lü yılların başından itibaren yerleştikleri yer İstanbul Fatih ilçesi’nin Fener, Küçükmustafapaşa/ Ayakapu semtleri, vefat
edince genellikle defnedildikleri yer de Eyüpsultan İlçesi Piyerloti tepesi civarında 4 numaralı adadır.

İbrahim Reis’in mührü

İlk nesilden itibaren aileden yetişmiş denizcilerle ilgiler derlenen bilgiler şöyledir:

İbrahim Reis ve Mahmut Reis kardeşler Rize’nin Yanıktaş köyünde doğan bu iki kardeş ailenin ilk nesil denizcileridir. Babalarının adı Hasan’dır. Haklarında yeterli bilgi yoktur. 19.yy.’da yaşadılar. Mahmut Reis’in ölüm tarihi 1871’dir. 1851 yılında Yanıktaş köyünde sahip oldukları tarım arazileri nedeniyle İbrahim Reis 39 kuruş, Mahmut Reis 63 kuruş öşür vergisi ödemiştir. O tarihte köyde en yüksek öşürü ödeyenler arasında bulunmaları geniş arazilere ve zenginliğe sahip olduklarını göstermektedir.
(Kaynak:BOA. MAD.7958, Rize Öşür Defteri, s. 46; Rize Tapu Müdürlüğü Arşivi, Rize Sipahi Defteri, s. 117.)

Bu iki reis kardeşe ait araziler çocukları üzerine kaydedilirken 1872 yılında altı parça, 1884 yılında on yedi parça olarak kaydedilmişti. İbrahim Reis 1884 yılında Köy İhtiyar Heyetine seçilmişti.

Köy muhtarı Güvelioğlu Ahmet Ağa’nın mührü, 1871.

Yusuf Kaptan ve Ali Kaptan kardeşler;
Babaları Mahmut Reis’tir. Ailenin ikinci nesil denizcileridir. Yusuf Kaptan 1834-1916 yıllarında, Ali Kaptan 1845-1915 yıllarında yaşadı. Kendileri yelkenli gemilerde kaptanlık yaparken bir diğer kardeşleri olan Ahmet Ağa ,Yanıktaş Köyü’nde yaşamış ve bir dönem köy muhtarlığı yapmıştır.
Yusuf ve Ali Kaptan kardeşlerin Şayka-i Bahri adlı bir buçuk direkli gemisi vardı. Geminin dörtte üç hissesi Güvelioğlu kardeşlere, dörtte bir hissesi İyidereli Ahmetçebioğlu Hacı Ali adlı bir hemşerilerine aitti. Bu üç ortak 1897 yılına kadar birlikte nakliye işi yaptılar. 22 Şubat 1897 tarihinde ortaklardan Hacı Ali kendi hissesini talibine satmak üzere Güvelioğlu Ali Kaptan’a vekâlet verdi. (Rize Şeriye Sicili, No 1502, v. 186.) İstanbul Unkapanı’nda ticarethaneleri ve evleri vardı. Her iki kardeş hayatının son yıllarını Yanıktaş köyünde geçirdi. İşlerini ise babalarının mesleğini devam ettiren oğulları devraldı. 1915 yılında vefat eden Ali Kaptan Yanıktaş Cami bitişiğine defnedildi.
Yusuf Kaptan’ın erkek çocuklarının hepsi denizciydi. Kaptan olan iki oğlu da Rusya’da kayboldu. Kendisinin sağlığı bozulunca oğulları tarafından yanına bir erkek yardımcı tutuldu.
Ayrıca Hüseyin, Kaşif ve Sadık adlı üç kardeşten her biri babalarına hizmet ettirmek için birer yıl süreyle eşlerini babasının yanına gönderirlerdi.

Mustafa Reis (1854-1931);
Babası İbrahim Reis, anası Akile Hanım’dır. Ailenin ikinci nesil denizcilerindendir. 1854 yılında Yanıktaş köyünde doğdu. Kayıtlarda reis unvanıyla geçmesi babasının mesleğini devam ettirmesindendir. Maalesef hakkında yeterli bilgi yoktur. 1882 yılında akrabası Güvelioğlu Yusuf Kaptan, yaşı küçük olan kızı Pembe’yi kaçıran Mustafa Reis’e vermek istememiş ve bu durum 1888 yılında çiftin ayrılmasıyla sonuçlanmışsa da daha sonra aralarında sulh olmuş ve Mustafa Reis’le Pembe Hanım tekrar biraraya gelerek evlenmiştir. (Rize Şer’iye Sicili, 1500, s.161-162.) 1931 yılında vefat eden Mustafa Reis Yanıktaş köyünde, 1938 yılında vefat eden eşi Pembe Hanım İstanbul Eyüpsultan Piyerloti’de defnedilmiştir.

Hacı Şükrü Kaptan (1866-1947);
Güvelioğlu ailesinden Güvelizâde Hacı Şükrü Kaptan 1911’de yine Rizeli İbrahim Ethem Bey’den satın aldığı “Rize” isimli genel yük gemisine “Lazistan” adını vermiştir. Ailenin üçüncü nesil denizcilerindendir. 1866 yılında Rize’nin Yanıktaş köyünde doğdu. Babası 1871’de Yanıktaş köyü muhtarlığına seçilen Ahmet Ağa’dır. Rize İptidaiye Mektebi’nde ilk tahsil ve Akâid-i Dînîye eğitimi aldı. Çocukken İstanbul’a gitti ve 1879’den itibaren yelkenli gemilerde çalışmaya başladı. 8 Ocak 1904 tarihinde Seyr-i sefâin İdaresi’nin Kaplan Vapuru serdümenliğine tayin edildi.
1905 senesinde aynı hizmetle Odesa, Kaplan, Hudeyde ve Taif vapuru serdümenliklerinde bulundu. 27 Ağustos 1907’den itibaren Yeni Römorkör lostromoluğu, aynı yıl Pars, Asir, Bahr-i Cedid,
yine Pars, Nimet ve Bandırma vapurlarında serdümenlik yaptı. 14 Nisan 1911’da Gülcemal Vapuru ikinci lostromoluğuna tayin edildi.

14 Kasım 1911’de Kızılırmak Vapuru, 14 Ekim 1915’de Zafer Vapuru’nda Güverte lostromosu olarak görev yaptı 16 Şubat 1916’de Sevkiyat emrine verildi ve 8 Haziran 1918 ’de idarenin Y-2 motoru kaptanlığına getirildi. 1 Mayıs 1920’de Gelibolu Vapuru lostromoluğuna nakledilen Hacı Şükrü Kaptan 22 sene 8 ay hizmetten sonra 21 Eylül 1926’da emekliye sevk edildi.

 

Hacı Şükrü Kaptan’ın armatörü olduğu genel yük gemisi “Lazistan”
Hacı Şükrü Kaptan Gülcemal ve Kızılırmak Vapurları’nda güverte reisliği yaparken bir taraftan da armatörlük yaptı. 1874 yılında İngiltere’de inşa edilmiş “Stentor” adlı 369 grostonluk
(ebatları 43×6,8) buhar motorlu kargo gemisi birkaç el değiştirdikten sonra 1909 yılında bir Türk tarafından satın alınarak Türk bayrağı çekilmiş ve İstanbul Limanına kaydedilmişti. 1910 yılında İbrahim Ethem Bey tarafından satın alınan gemiye “Rize” adı verilmişti. Hacı Şükrü Kaptan bu gemiyi 1911 yılında satın alarak adını “Lazistan” olarak değiştirdi. Gemi Hacı Şükrü Kaptan’ın mülkiyetinde iken 27 Ocak 1912 tarihinde Batum’dan Antwerp’e gitmekte olan “Aoscheron” isimli gemi ile çarpışarak battı. Hacı Şükrü Kaptan emekli olduktan sonra Rize’ye yerleşip köyünde yaşamaya başladı. Zekiye Hanımla evli olup üç çocuk babasıydı. Sağlığı bozulunca tedavi olmak için 1945 yılında İstanbul’a gitti ve Fatih’te Müftü Ali Mahallesi Esrar Dede Sokakta ikamet etti. 6 Mart 1947’de vefat eden Hacı Şükrü Kaptan Eyüpsultan’da Piyerloti Tepesi 4.Adaya defnedildi.

Güvelizâde Hacı Şükrü Kaptan’ın “Lazistan” adını verdiği genel yük gemisi sicil kayıtları
Bu konudaki bilgiler Türk Deniz Ticaret Tarihi Araştırmacı Yazarı Osman Öndeş tarafından hazırlanmıştır; “Şu husus çok iyi hatırlanmalıdır; Osmanlı Devleti’nin son yılına kadar o koskoca imparatorluğu baskısına alarak, yokluğa iten en önemli nedenlerin başında yabancılara verilen ayrılacalıklar- imtiyazlar vardır. Bu nedenledir ki Türk denizcileri ticaret denizciliğinde hep geri kalmaya mahkum edilmişlerdir.

 

Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Arıkan’in “ Karadeniz Araştırmaları Enstitüsü Dergisi”nde yayınlanmış “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Rize İskelesinin Limana Dönüşümü” konulu Araştırma Makalesi ve yararlandığı kaynaklardan “Trabzon Vilâyeti Sâlnâmesi”inde 1904 yılında Rize’ye Uğrak Yapan Vapurlar ’ı sayıca ve bayraklarına göre yer almıştır. Bu kaynak bilgiye göre; Rize’ye toplam 172.914 tonilatoluk 194 vapur ve 13.805 tonilatoluk 2.220 yelkenli gelmiştir. Bu vapur ve yelkenliler Osmanlı, Rusya, Avusturya ve Fransa bandıralıdır.
Rusya bandıralı 84, Avusturya bandıralı 61, Osmanlı bandıralı 48 ve Fransa bandıralı 1 vapur Rize iskelesine yanaşmıştır. Bunlardan Avusturya bandıralı vapurlar 72.703 tonilato, Osmanlı
bandıralı vapurlar 55.767 tonilato ve Rusya bandıralı vapurlar 42.733 tonilatodur. Yelkenlilerin ise 2.134’ü Osmanlı, 86’sı Rusya bandıralıdır ve Rus bandıralı yelkenliler sadece 315 tonilatodur. Aynı yıl Çayeli’ne 1.230 tonilatoluk Alman bandıralı bir vapur ile 397 tonilatoluk Yunan bandıralı bir yelkenli ve Pazar’a 359 tonilatoluk Rus bandıralı bir vapur yanaşmıştır. Yelkenliden buharlı gemilere geçişte, Türk armatörünün çok gerilerde kaldığı yıllar bu yıllardır.Güvelizâde Haci Şükrü Kaptan’ın satın alabildiği ve Lazistan adını verdiği genel yük gemisinin 40 yaşının üstünde olduğu hatırlanmalıdır. Maddi imkanlar bu kadardır!

Lazistan vapurunun Lloyd’s sicil kaydı
Güvelioğlu ailesinden Güvelizâde Hacı Şükrü Kaptan, 1911’de yine Rize’li İbrahim Ethem Bey’den satın aldığı “Rize” isimli genel yük gemisine “Lazistan” adını vermiştir. Bu geminin Tees Ships arşivindeki sicil kaydı şöyledir; İnşa adı “Stentor” olan demir gövdeli, üç direkli tek pervaneleri ve buharlı genel yük gemisi 1874 yılında Middlesborough, Sir Raylton Dixon & Co. Ltd.’in Cleveland Dockyard’da 106 Kazan numarası ile inşa edildi. Resmi kayıt Numarası: 70426 ve denize indirilme tarihi; 6 Haziran 1874’dür. 369 grt., 138 nrt. olup Tam boy: 141.0 ft., Genişlik: 22.2 ft., Derinlik: 12.8 ft. ve Stockton-on Tees Blair & Co. Ltd. imalatı CI2 cyl, ana buhar makinesi 45 hp, güç üretiyordu. Stentor, Middlesborough’dan A.Harris & Co. armatörlük firması adına inşa edilmiştir.
1878’de E.Harris & Co. adına kaydedilmiştir. İlk tescil limanı Middlesborough’dur. 1888’de H.A.Swan adına tescil olundu.
1891’de Nantes’dan P. & A. Legal Fils satın aldı ve “Blanche Amelie” adı verildi. 1898’de Nantes’dan A. Legal Fils & Cie. adına tescil olundu. 1902’de Nantes’dan Cie. Maritime l’Armoricaine satın aldı ve adı değiştirilmedi. 1907’de Livorno’dan Soc. Anon. Cantiere di Cadimare, satın aldı “Tino” adı verildi. Mart 1908’de hizmetdışı bırakıldığı ilan edildi. Fakat 1909’da yeniden hizmete girdi.
1909’da İstanbul’dan G. Yamaly satın aldı ve “Sofia” adını verdi. 1910’da İstanbul’dan Rize’li İbrahim Ethem Bey satın aldı ve “Rize” adı verildi. 1911’de Rize’li Güvelizâde Şükrü Bey satın aldı ve “Lazistan” adı verildi.

27 Kasım 1912 tarihinde İstanbul’dan Batum’a seyrederken, Batum’dan yağlama yağı yüküyle Antwerp’e gitmekte olan Apscheron S.A. d’Armament d’Industrie et de Commerce firmasına ait “Apscheron” isimli vapurla çarpışma sonucu karaya vurdu ve batarak “Total loss- Tam Kayıp” oldu.

 

Lazistan ile çarpışarak batmasına neden olan 1887 inşa Apscheron

“Stentor” dan başlayarak “Lazistan” adında sefer yaptığı zamanları kapsayacak şekilde fotoğrafı İngiliz, İtalya ve Fransız arşivlerinde fotoğrafları yok. Buna karşın çarpıştığı “Apscheron” isimli vapurunun fotoğrafı bulunmaktadır.
Belçika’lı Société Anonyme d’Armament, vIndustrie et de Commerce’in filosunda yer alan 1386 grt. Apacheron’dan başka, 1786 grt. olan “Daghestan”, 1631 grt. “Erivan”, 1549 grt. “Ural”, 1845 grt. “Tiflis” isimli genel yük gemileri olduğu görülmektedir. Gemilerin isimleri dikkat çekicidir! Ayrıca XIX. yüzyıl son çeyreğinde buharlı ve 3 direkli olan bu gemiler, hâlâ rüzgar gücünden istifade
etmenin etkisinde bulunuyorlardı. Ayrıca “İbrahim Ethem Bey’i ve “Rize” adıyla arşivdeki kayıtlarda sadece “Rizeh” adıyla bir genel yük görülmektedir. Bu vapur Rizeli Bostancızâde Hacı Hüseyin adına kayıtlıdır.

 

Hüseyin Avni Kaptan (1872-1934);

Ailenin üçüncü nesil denizcilerindendir. Babası yelkenli gemi kaptanı Yusuf Bey, anası Fatma Hanım’dır. 1872 yılında Rize’nin Yanıktaş köyünde doğdu. İlk eğitimine Trabzon İptidaiye Mektebi’nde başladı. Daha sonra babasıyla birlikte İstanbul’a gitti. Unkapanı civarında Zeyrek Rüşdiyesi’nde okudu. Tekrar Trabzon’a dönerek iki sene İdâdî Mektebine devam ettikten sonra İstanbul’a dönerek Nehâri Tüccar Kaptan Mektebi’ne girdi. Buradaki eğitimini tamamlayarak 3 Mart 1892’de kaptan diploması aldı. Ertesi yıl Seyrisefâin İdaresine ait gemilerde çalışmaya başladı. Çalışırken 23 Şubat 1910 tarihinde de Esfâr-i Fer’iyye (Tâli Seferler) Süvariliği diploması aldı. 13 Mayıs 1893’de İdare-i Mahsusa’nın Selanik Vapuru mülazim kaptanlığına tayin edildi. 1
Ekim 1893’da Dolmabahçe Vapuru, 13 Aralık 1893’da Şerefresan Vapuru, 9 Ocak 1894’de Canik Vapuru, 2 Ağustos 1894’da Kaplan Vapuru, 13 Ekim 1895’de Taif Vapuru, 13 Mart 1896’de Pars Vapuru, 4 Aralık 1897’de Ali Saip Paşa Vapuru mülazim kaptanlıklarında bulundu.

13 Mayıs 1898’de Nimet Vapuru İkinci süvariliğine terfi etti. 17 Mayıs 1902’de Beşiktaş Vapuru, 14 Aralık 1902’de Pilevne Vapuru ikinci süvariliğine getirildi. 20 Şubat 1903’de gemi batınca bir süre açıkta kaldı. 29 Ağustos 1903’da Necid Vapuru, 13 Mayıs 8 1904’de Afrika Vapuru ikinci süvariliğine nakledildi. Afrika Vapuru’nda görev yaparken bu gemi de batınca yine bir süre açıkta kaldı. 27 Ağustos 1907’de Şark Vapuru, 14 Kasım 1907’de Asir Vapuru, 14 Mayıs 1908’de Pars Vapuru, 14 Eylül 1908’de Kosova Vapuru ikinci süvariliklerine tayin edildikten sonra 13 Mart 1909’de Nimet Vapuru süvariliğine terfi etti. 23 Haziran 1911’de Bandırma Vapuru süvariliğine, 14 Şubat 1914’da Biga Vapuru süvariliğine, 14 Aralık 1914’da geçici olarak Yörük Vapuru süvariliğine nakledildi. 3 Haziran 1919’de memuriyetine son verilen Hüseyin Kaptan 13 Nisan 1920’de tekrar memuriyete alındı. Kızılırmak’ın denize döküldüğü sahil yakınında kaza yapan Tirimüjgan Vapuru’nun kurtarılması için Alemdar Vapuru görevlendirilirken, tecrübesinden dolayı 17 Nisan 1920’da bu geminin süvariliğine getirildi. 17 Ekim 1920’de İntibah Vapuru, 1 Şubat 1924’da Zonguldak Vapuru süvariliklerinde bulundu. Son görevi Sinop Vapuru süvariliğidir.

Hüseyin Avni Kaptan’ın Osmanlı Seyri Sefain İdaresi’nden verilmiş cüzdanı.

Hüseyin Kaptan vazifede olduğu dönemde başarılarından dolayı birçok defa mükafat almıştır. 14 Eylül 1913’de görevlerini hüsn-ü ifa ettiği için bir maaşla mükafatlandırıldı. Çanakkale Savaşı sırasında Yörük Vapuru süvarisi olan Hüseyin Kaptan askeri nakliyat hizmetinde bulunduğu için 26 Mayıs 1917’de Bulgaristan Hükümeti tarafından kendisine nişan verildi. Yine bu dönemdeki hüsn-ü hizmetleri sebebiyle Kasım 1917’de Avusturya-Macaristan İmparatoru Arşidük Prens Salvator tarafından harp alametli Fransuva Jozef nişanının şövalye salibi ile taltif edildi. Kendisine
1916-1917 seneleri harbinde hüsn-ü hizmet ve gayretinden dolayı Beşinci Ordu Menzil Müfettişliği tarafından da harp madalyası ve berat verildi.

                                                                                                                                         Hüseyin Avni Kaptan ve eşi Zübeyde Hanım.

 

Son olarak 5 Mart ve 17 Ağustos 1927 tarihlerinde fevkalade gayret ve hizmetleri sebebiyle ikramiye almıştır. Hüseyin Kaptan’a görevi sırasında bazı cezalar da verilmiştir. Bandırma Vapuru süvarisi iken Samsun Römorkörünü idare etmesi hakkında vakı olan tebliğatı dikkate almadığı için 14 Şubat 1912’de Seyr-i sefâin İdare Meclisi’nce alınan kararla iki ay müddetle, 22 Temmuz 1929’da bir amirine karşı geldiği için de yine bir ay müddetle açığa çıkarılmış sonra tekrar göreve başlatılmıştır.

                                                                                                                                  Birinci sınıf süvariliğe tayin edildiğine dair sicil kaydı.

 

1931’de Sinop Vapuru süvarisi iken Zonguldak’ta gümrük muamelesi yaptırmamak, kumanyayı geç almak, sefere bir gün geç çıkmak suçlamasıyla iki ay müddetle maaşı kesilmiş ve işten el
çektirilmişti. Bu kararı haksız bulan ve iftiraya uğradığını iddia eden Hüseyin Kaptan Seyrisefain İdaresini mahkemeye vermiş ve uzun süren dava Şuray-ı Devlet (Danıştay)’ın kararıyla reddedilmişti. Hüseyin Kaptan bu red cevabı üzerine 28 Eylül 1932’de Şurây-ı Devlet Başkanlığı’na uzun bir dilekçe yazarak seferberlikte ve öncesinde yaptığı hizmetlerden bahsetmiş, verilen kararın haksızlığını ve mağduriyetini dile getirmişti.

Hüseyin Avni Kaptan’ın Alemdar Süvariliğinde bulunduğu gösteren belge.

26 Aralık 1932’de tekrar uzun bir dilekçeyle Şurây-ı Devlet’e müracaat etmiş, hakkında yapılan iftira ve suçlamaları delilleriyle orta koymuş, fakat yine olumsuz cevap almıştı.  Bunun üzerine emeklilik işlemleri başlatılması talebinde bulunmuş ve 17 Haziran 1933 tarihinde emekliye sevk edilmişti. Hüseyin Kaptan çevresinde itibarlı ve güvenilir bir insan olarak tanınmıştı. Bunun için Rize’den tanıdığı olan bazı kişiler İstanbul’daki resmi işlerinin görülmesi için kendisine vekalet verirdi. (Rize Şer’iye Sicili, No 1509, s. 123.)

Denizlerdeki hizmeti 35 sene, 5 ay ve 27 gün olan Hüseyin Kaptan emekli olduktan sonra İstanbul Maltepe’de Halil Bey köşkünde ikamet etti. 16 Ocak 1934’de vefat edip Eyüpsultan Piyerloti’de defnedildi. Zübeyde Zeliha Hanımla evli olup büyük oğlu Yusuf Bey babasının mesleğini seçip kaptan, ikinci oğlu Fahrettin Tıp doktoru olmuştu. Bunların dışında Ferhunde, Fatma, Makbule ve
Nezahat adlarında üç kızı, Saadettin adlı engelli bir oğlu vardı. Büyük kızı Ferhunde Hanım Bizantolog Prof. Semavi Eyice’nın kaimvalidesidir.

Kaşif Reis (1880-1932)
Ailenin üçüncü nesil denizcilerindendir. 1880 yılında doğdu. Yelkenli gemi kaptanı olan babası Yusuf Bey’le İstanbul’a geldi. Babasının yaşlılığında Unkapanı’nda ondan kalan ekmek fırını ve
ahşap gemilerin işletilmesinde çalıştı. Marmara ve Karadeniz’de seferlere çıkardı. Rize limanına geldiği zaman gemide yemekler pişirtir, bu yemekleri kazanlarla limana çıkartır, bu durum halka duyurulur ve halktan tencereleriyle gelenlere dağıtırdı. İlk evliliğini İyidereli Rakıcıoğlu ailesinden “Kadın” adlı bir hanımla yaptı. 8 yıl sonra 1904 yılında Tahsin adlı bir oğlu doğdu.
Babası Yusuf Kaptan bakıma muhtaç olunca köyüne dönmüştü. Üç gelininden her biri sırayla birer yıl Yusuf Kaptan’a hizmet etmek üzere köye gelecekti. Büyük gelinden sonra Kaşif Reis’in hanımı gelip bir sene kaynatasının hizmetini yaptı ama üçüncü kardeşin karısı hizmet etmek için gelmedi. Onun görevi de Kaşif Reis’in hanımına yüklenince gelinle kaynatası arasına çekişme girdi. İş kavgaya varınca Kaşif Reis eşini boşayıp Kalkavan Şakir Ağa’nın kızıyla evlendi. Bunun üzerine Rakıcıoğlu kızı Kadın Hanım, oğlu Tahsin’i de yanına alarak önce Rize’nin Fener Mahallesindeki kardeşlerinin yanına, daha sonra İyidere Köşklü’de babasının köyüne yerleşti. Tahsin’e burada dayıları tarafından önce ahşap sonra taş bir ev yapıldı. Tahsin Güveli bundan sonra İyidere’de Sadıkoğlu Kereste Fabrikasında bahçıvanlık ve aşçılık yaparak ömrünü sürdürdü. Senede bir İstanbul’a giderek babası Kaşif Reis’i ziyaret ederdi.
Çevrede gördüğü, sahibi tanıdık olsun olmasın yabani meyve fidanlarını aşılardı. Bunun için cebinde hep aşı yapma malzemeleri bulunurdu.

(Soldan) Kaşif Reis ve oğulları Kemal Kaptan ve Ziya Kaptan.

Rize Fener Mahallesinde dayılarının evine gittiği bir gün kamyon çarpması sonucu ağır şekilde yaralandı. Rize’den Ankara’ya sevk edildikten üç gün sonra vefat etti. Cenazesi Köşklü Köyü’ne getirilerek defnedildi. Kaşif Reis’in ikinci evliliğinden olan Ziya ve Kemal beyler de kaptan idi. 1932 yılında vefat eden Kaşif Reis, Eyüpsultan Piyerloti’de defnedildi.

İlyas Kaptan (1902-1977);
Ailenin üçüncü nesil denizcilerindendir. Babasının adı Ali Kaptan, anasının adı Gülizar’dır. 1902 yılında Rize’nin Yanıktaş köyünde doğdu. Çocukken ağabeyleri tarafından İstanbul’a götürüldü. Babası gibi ağabeyi Mustafa da denizciydi. Bunun için kendisi de bu mesleğin içinde yetişti. 14 Haziran 1919’de Seyrisefain İdaresine intisapla Y-3 Ereğli Motoru’nda tayfa olarak çalışmaya başladı. 1 Ekim 1919’de Şam Vapuru tayfalığına, 16 Mayıs 1920’de aynı vapurun serdümenliğe terfi etti. 1 Eylül 1920’da Gülcemal Vapuru Serdümenliğine, 1 Nisan 1922’de Altay Vapuru Serdümenliğine geçti. Askere gidene kadar burada çalıştı. Askerliğini İstanbul Levazım Yoklama Müfrezesinde piyade olarak yaptı. Askerlik dönüşü 24 Eylül 1933’de Devlet Denizyolları’na bağlı Kılavuz Gemi Römorkör kaptanı oldu ve Gazal Römorkörü’nde çalışmaya başladı.
1 Ocak 1938’de Denizbank’a, 1 Temmuz 1939’da Denizyolları’na bağlı römorkör kaptanı olarak çalıştı. 1 Eylül 1940 Şehir Hatları’na bağlı Bağdat Vapuru kaptanlığına terfi etti. 30 Haziran 1941’de Kılavuz, su, kömür ve hizmet vasıtaları kaptanlığına nakledildi. 1 Mayıs 1944’de Liman İşletmeleri’nde Klavuz kaptan oldu. 19 Ağustos 1963 tarihine kadar kaldığı bu görevden yaş haddi sebebiyle emekliye sevk edildi. Hizmet süresi 34 yıl, 11 ay, 11 gündür. Kıyı Kaptanlığı ve Liman Klavuzluğu ehliyet belgesini haiz idi. Hakkında tutulan tezkiye varakasında vazifesinin ehli olduğu ve daha yukarı vazifeye istidadı bulunduğu belirtilmiştir. Nüfus kaydı Rize’de iken daha sonra Fatih’e nakletmiştir.
İlyas Kaptan’ın torunu Füsun Güveli dedesiyle ilgili şöyle bir hatıra nakletmiştir: İlyas Kaptan İstanbul’da Mihrimah Hanım’la evlendikten kısa süre sonra annesi Gülizar Hanımı ziyaret için
eşiyle birlikte Yanıktaş köyüne gitmişti. Köyleri ve evleri hemen sahilde, Karadeniz’e nazır bir konumda bulunuyordu. O dönemde evlerin alt katları büyükbaş hayvanlar için ahır olarak kullanılırdı. İnekler güzel havalarda yeşil otlaklarda otlamaları için dışarı çıkarılırdı. Gülizar Hanım bir gün gelini Mihrimah’a ahırdaki inekleri dışarı çıkarıp, otlatmak üzere sürüp gitmesini söylemişti. Yeni gelin o zamana kadar ne köy hayatıyla ilgili bir şey biliyor, ne çobanlık yapmış, ne de inek otlatmıştı. Fakat kaynanasına itiraz edecek durumda değildi.
İnekler her gün otlamak üzere gittikleri yeri bildiğinden yürümeye başlarlar. Yeni gelin de onları takip eder. Otlayacakları yere gelen inekler yayılır. Yemyeşil bir ortamda hava ve manzara güzel olunca temiz havanın etkisiyle yeni gelin Mihrimah oturduğu yerde uyuya kalır. Uyandığında ise ortalıkta inekleri göremez. İneklerin çalındığı veya kaybolduğunu, kaynanasına nasıl cevap vereceğini düşünerek ağlaya ağlaya eve döner. Kaynanası nedir bu halin diye sorunca ineklerin yanı başında beklerken uyuya kaldığını ve uyandığında ineklerin kaybolmuş olduğunu fark ettiği söyler. Gülizar Hanım ise “Korkma, korkma, onlar senden önce eve geldiler” deyince yeni gelinin endişesi mutluluğa dönüşür.

     İlyas Kaptan ve torunu Füsun Güveli ile.

1 Ocak 1977’de vefat eden İlyas Kaptan Karacaahmet Mezarlığı 4. Ada 109.parsele defnedilmiştir. Süleyman Nasuhi adlı bir oğlu Yüksel adlı bir kızı vardı.

 

Zekeriya Kaptan ve Oğulları;
Zekeriya Kaptan ailenin üçüncü nesil denizcilerindendir. Mustafa Reis’in büyük oğludur. 1896 yılında Rize’de doğdu. İstanbul’a taşınınca önce Küçükpazar’da kiralık bir evde oturdu. 1938’de Haliç sahilinde Ayakapu’da 1500 TL’ye bir Rum evi satın alarak oraya taşındı, 1500 TL’de bakımına masraf etti. İnşa ettirdiği 400 tonluk ilk motorunun adı “Darıdere” idi (1920- 1930’lar). Makinasını takmak için de Yunanistan’dan usta getirtmişti. Zekeriya Kaptan’ın motoru bir defasında Samsun açıklarında batınca 3-4 arkadaşı boğulmuş, kendisi yüzerek sahile çıkmıştı. Ailenin dördüncü nesil denizcilerinden olan oğulları Ömer Kaptan ve Zeki Kaptan Kurtuluş Savaşına da katılmış emekli bir karacı Albay olan Rıdvan Bey’le ortak, Yeşilova Ambarı adıyla bir işletme kurdu.
Aile “Denizkurdu”, “Güner 1” ve “Güner 2” adlarında tekneler/motorlar inşa ettirdi. Bir de hazır inşa edilmiş, yani kullanılmış “Sofular” ve “Güzel Marmara” adlarında ahşap çektirme
motorları satın almışlardı. Yelkenleri de olan teknelerle deniz nakliye işleri yapılırdı.

Zekeriye Kaptan, eşi Hamide Hanım ve torunu Nusret ile.

Zekeriya Kaptan Karadeniz, Marmara ve Ege’de seyir eder, zaman zaman Yunanistan’a da sefere giderdi. Mevsimine göre İstanbul’a odun ve malzeme taşır, İznik ve Bursa köylerinden gelen
sebze-meyveleri Yalova’da Dere’deki iskeleden yükleyip İstanbul Hali’ne (Unkapanı-Eminönü arasında) çekerlerdi. 1940’larda Büyükçekmece’den İstanbul’a kavun taşıdıkları da olurdu. İşler ilkbaharda başlar, yazın yoğunlaşır, sonbaharda sona ererdi. İşleri yoğunlaşınca ilave motorlar kiralanırdı. Tekneler sonbaharda Ayvansaray’da kızağa çekilir, bakımları yapılırdı. Yazıhaneleri hemen Hal’in önünden geçen caddenin karşısında Küçükpazar’daydı. Yalova – İstanbul arası nakliyat, İstanbul Boğazı’na ilk köprü inşa edilmesini müteakip, kara yolu deniz yoluna tercih edilince
zayıfladı ve nihayet Yeşilova Ambarı dağıldı. 1963 yılında vefat eden Zekeriya Kaptan, Piyerloti’de anasının ayak ucuna defnedilmiştir.
Kendisine torunları “Ağababa”, gelinleri “Beybaba” şeklinde hitap ederdi. İlk eşi kendisi gibi Yanıktaş köyünden Sivrioğlu ailesinden Meryem Hanım’dı. 1955 yıllarında yüksek tansiyon/beyin kanamasından vefat eden Meryem Hanım aileden birçok kişi gibi Piyerloti’de defnedilmiştir. Zekeriya Kaptan bundan sonra Hamide adlı bir hanımla ikinci evliliğini yaptı. Aile içinde Cicianne olarak anılan Hamide Hanım da çok iyi bir insan olarak hatırlanmaktadır.

Gençliğinde Vefa futbol takımında oynayan Zekeriya Kaptan’ın oğulları Ömer Kaptan (1922- 2002) ve Zeki Kaptan (1927-1999) Yeşilova Ambarı dağılıncaya kadar babasıyla birlikte çalışmıştı. Ambar dağıldıktan sonra Ömer Kaptan sahip olduğu suvarı ehliyeti ile şileplerde çalışmaya başladı. Çekirdekten yetişme bir denizci olduğu için tecrübeliydi. Kendi motorlarında çalışırken de özellikle Yunanistan’a sefere giderdi.

Zeki Kaptan gençliğinde almadığı kaptan ehliyetine sahip olmak için 50’li yaşlarda teşebbüse geçmişti. Aslında o da tecrübeli bir denizciydi. Bunun için yazılılardan 100 alıyor fakat sözlülerde kasıtlı olarak geçirilmiyordu. Zira mektepli olmayanlara (alaylılara) kaptan kağıdı vermek istemiyorlardı. Halbuki Zeki Kaptan hem çok deneyimli bir kaptan, hem de çok deneyimli makinistti. O kadar çalışıyordu ki neredeyse bir radyonun elektrik/elektronik devresini çizebilecek duruma gelmişti. Nihayet o da 1981 yılında Kıyı Kaptanlığı ehliyeti aldı ve şileplerde çalışmaya başladı.
Zeki Kaptan daha sonra Muhabere kağıdı da almaya karar verince İngilizce çalışmaya başlamış, telaffuzu kötü olmakla birlikte neredeyse Redhouse sözlüğünü ezberlemişti. Bayramda el öpmeye giden yeğenleri onu İngilizce çalışırken buluyordu. Çalışmaları semeresini vermiş ve 1985 yılında Uluslararası Deniz Telsiz Telefon Operatörü sınavına girerek ehliyetnamesini almıştı.

İbrahim Kaptan (1904-1976);
Ailenin üçüncü nesil denizcilerindendir. Mustafa Reis’in küçük oğludur. Babası ve ağabeylerinin mesleği sebebiyle denizcilik mesleği içinde yetişti. İbrahim Kaptan özellikleri olan bir kişilikti, Fahrettin Kerim Gökay ile çok yakın dostluğu vardı. Ağabeyi Zekeriya Kaptan gibi kendisinin de teknesi vardı. Ailede ilk sac gemiyi inşa ettiren de oydu. Yeğenleri Yalova’dan İstanbul’a sebze meyva nakliyesi yaparken İbrahim Kaptan daha ziyade Kocaeli körfezinin mahsulünü İstanbul haline taşırdı. Ayrıca halde kabzımaldı. 1976 yılında vefat etmiştir.

 

Oramiral Nusret Güner (1952-…);
Ailenin beşinci nesil denizcilerindendir. Ayrıca Güvelioğlu ailesinden yetişmiş tek Amiral’dır. 25 Kasım 1952 tarihinde İstanbul’un Fatih ilçesi, Küçükmustafapaşa semtinde doğdu. Torunları tarafından “Ağababa” olarak anılan dedesi Zekeriya Kaptan, babası Ömer Kaptan ve amcası Zeki Kaptan denizci olduğu için adeta denizde doğdu, çocukluğu ve eğitimi gibi meslek hayatı da denizde geçti. Cibali İlkokulu ve Gelenbevi Ortaokulu’nu bitirdikten sonra önünde iki seçenek vardı. Ya baba ve dedesinin denizcilik işini geliştirecek veya denizci asker olacaktı. Babası deniz
subayı olmasını çok arzu ediyordu. Ona da bu sevgiyi aşılamıştı. Kendisi Vefa Lisesi 1. sınıftan (futbol haylazlığına nedeniyle ayağı kırılmış) ayrılmış ve baba mesleğine devam etmişti. Delikanlı yaşta olan Nusret babasının yönlendirmesiyle 1966 yılında Heybeliada Deniz Lisesi’ne başladı. 1969 yılında bu liseyi tamamlayınca aynı yıl Deniz Harp Okulu’na kaydoldu. 1972 yılında Teğmen rütbesiyle ve ikincilikle mezun oldu. Nusret Güner , mezuniyetini müteakip hizmete başladığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde 1999 yılına kadar çeşitli kara ve deniz birlikleri ile Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda çalıştı. 1978 yılında ABD Naval Post Graduate School’da Fizik dalında lisansüstü (With Distinction) derecesi aldı. 1986 yılında Deniz Harp Akademisi’nden ikinci, 1996 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden birincilikle mezun oldu. 1988-1991 yıllarında İtalya’nın Napoli kentinde NATO Güney Avrupa Müttefik Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı’nda görev yaptı. 1993-1994 yıllarında TCG Yıldırım Firkateyni Komutanlığı ve 1997-1998 yıllarında 1’nci Muhrip Filotillası Komodorluğu görevlerinde bulundu. 1999 yılında Tuğamiralliğe terfi
etmesini müteakip iki yıl Milli Savunma Bakanlığı Genel Plan Prensipler Daire Başkanlığı, 1 yıl Kuzey Görev Grup Komutanlığı ve 1 yıl Güney Görev Grup Komutanlığı görevlerini deruhte etti. Kuzey Görev Grup Komutanlığı sırasında 2001 yılında teşkil edilen ve Karadeniz’e sahili olan tüm ülkelerden oluşan “Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu -Blackseafor’un ilk komutanlığını yaptı.

Oramiral Nusret Güner 2003 yılında Tümamiralliğe terfi etti. Bu rütbede 2 yıl Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Başkanlığı ve 2 yıl Harp Filosu Komutanlığı görevlerinde bulunduktan
sonra 2007 yılında rütbesi Koramiralliğe yükseldi. Koramiral rütbesiyle 2 yıl NATO Napoli Deniz Unsur Komutanlığı Komutan Yardımcısı, 1 yıl Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı ve 1 yıl Güney Deniz Saha Komutanı görevlerinde bulundu. 2011 yılında rütbesi Oramiralliğe terfi etti ve 9 Ağustos 2011 tarihinde Donanma Komutanı olarak tayin edildi. Türkiye üzerinde, özellikle Deniz Kuvvetleri odaklı olarak kurulan kumpas nedeniyle 2013 yılı Ocak ayında, 1,5 yıl Donanma Komutanı olarak görev yaptıktan sonra, Deniz Kuvvetleri Konutanı olmasına altı ay kala istifa etti. Eski Yugoslavya’ya yönelik NATO Harekâtı (Operation Sharp Guard) Hizmet Madalyası, Blackseafor’a katkılarından dolayı Askeri Birlikteliği Güçlendirme Madalyası ve TSK Üstün Hizmet Madalyası sahibidir. Ayrıca Kuzey Amerika Bilimsel Araştırma Topluluğu tarafından Fizik dalında buluş yapma yeteneği görülenlere verilen SIGMA Xİ üyeliğine seçilmiştir.

Derepazarı ilçesinin Çukurlu köyünden Fatma Hanım ile evli olan Nusret Güner’in Ayça adlı bir kızı vardır. Çocukluktan itibaren denizle içiçe yaşar ve deniz hatıralarının ayrı bir yeri vardır. Şöyle anlatmıştır; “Babamın babası (ağababam) gibi annemin babası da Derepazarı ilçesinin Yanıktaş köyündendi. Ağababam Zekeriya Güner- Güvelioğlu ailesinden iken annemin babası Bekiroğlu ailesinden Bayram Güneli idi. Bayram dedemin de bir motoru vardı. İzmit Körfezinde, açıkta demirleyen büyük gemilerin yükünü limbo yaparak kıyıya taşırdı. Beni de bazen İzmit’e götürürdü. İlk defa derin denize İzmit körfezinde girdim. Belki 5-6 yaşındayım, beni denize attılar, kafamın üzerinde yükselen hava kabarcıklarını hatırlıyorum. Herhalde korktum ama korkumu belli etmemiştim. Denizden çıkarken dedem aşağı sarkarak bana elini uzattı, denizde olan dayılarımın da yardımıyla dedemin orta parmağına tuttum, böylece dedem beni yukarı çekti.

Deniz Harp Okulu 1. sınıftayım, bitirme sınavları son günler. Denizi seyrediyoruz. Bir motor (taka) İstanbul’dan Yalova istikametine gidiyor. Bizim motora benzettim. Motor bir anda rota değiştirdi ve geldi geldi mendireğe çıktı. Hemen koştuk. Gerçekten bizim motor. Gemici var, dümeni bağlamış. “Baban ve amcan Yalova’da, ben de çok uykusuzdum” dedi. Bir karış boyunda bir yara oluşmuş. Gemici bir çuval aldı, üzerini boyadı, bir çıta ile üst tarafından tekneye çaktı. Sonra Yalova’ya yola koyuldu. Tekne sürat yaparken çuval aşağıya doğru iniyor ve deliği kapatıyor. Yalova’ya varınca, tekneyi kızağa çekip tamir ettiler.” “Ben okul bittiğinin ertesi günü babamı Yeşilova Ambarı yazıhanesinde çalışmaya başlar, okul başlayana kadar devam ederdim. Hal’de kabzmallardan, getirdiğimiz meyva sebze sandıklarının nakliye ücretlerini tahsil ederdik. Okulun başlamasına, tatilden dönen diğer arkadaşlarım üzülür, ben ise okumak ne kadar kolay diye sevinirdim. Yaz tatilinde Hal’de para tahsilatı için çalışır, Pazar günleri motorla Yalova’ya giderdim. Orada gündüzleri denize de girerdim. Gece yarısına doğru İznik ve Bursa köylerinden (Boyalıca Köyü domates, Çakırca Köyü fasulye, Kestel Köyü şeftali vb) kamyonlar gelmeye başlardı. Sandıklara doldurulmuş bu ürünler kalas üzerinde kaydırılarak gemiye aktarılırdı. Genelde gece 1-3’e kadar motorları yükler, sonra İstanbul’a intikale geçerdik. Babam veya amcamdan biri diğer motorlar için düzen sağlamak üzere Yalova’da kalırdı. Babamla beraber motorla intikal ettiğimizde, babam kamaraya girer, haydi dümeni sen tut derdi. Dört yönü gösteren kaba bir pusula vardı, pek kullanmazdık.”

“Babamın öğretisi şu idi: Dümen tutarken önce Yalova’nın ışıklarını kıçına alacaksın, sonra bir yarım saat bu ışıklar kaybolacak, ama adaların ışıkları da gözükmeyecek, bu sırada rüzgar ve
dalgaya uyarak gideceksin. Örneğin dalgalar baş omuzluktan mı geliyor, o zaman yarım saat dalgaları başomuzluktan alarak gideceksin, Adaların ışıkları görününce onları kafaya alacaksın. Babam mutlaka kamarada durumu kontrol ederdi, ama bana güveni inanılmazdı. Ben de hayatım boyunca bu güvene layık olmaya çalışmıştım. 13-14 yaşlarındayım, gece geç saatlerde uyumamak için yanaklarımı çok çimciklediğimi hatırlarım.”
“Bir gece kardeşim ve amcamın oğlu kamarada uyuyor, amcam dümende İstanbul’a intikal ediyoruz. Bir diğer tekne ile erken varabilmek için adeta yarış ediyoruz. İki tekne de rotasından sapmıyor. Birden iki tekne birbirini çekti ve borda bordaya çarpıştık. Tabi istiflenen meyve sebze sandıkları hareket edince ağırlık merkezi kaydı ve bizim motor süratle yana yatmaya başladı. Gece 3-4 sıraları idi ve Fenerbahçe açıklarındaydık. Amcam süratle dümeni alabanda etti, bana da fırla başüstüne, sandıkları denize at dedi. Herhalde herbiri 20- 25 kg. gelen domates sandıklarından belki 50 adedini denize attım. Elbette bu bir batma tehlikesi idi.”

Süleyman Nasuhi Güveli (1933-1993)
Römorkör kaptanı İlyas Bey’in oğludur. 1933 yılında İstanbul’da doğdu. Baba mesleğinden  dolayı denizcilik mesleği içinde yetişti. 1951 yılında 2. Sınıf telsizci belgesi aldı. 4 Ağustos 1955’de askere gitti. Askerliğini Muhabere (Telsizci) Çavuşu olarak yaptı ve 4 Ağustos 1957’de terhis oldu. 1958-1961 yıllarında yurtdışı limanlara çalışan gemilerde görev aldı. 8 Eylül 1962’de İstanbul Liman İşletmesi Kılavuzluk Servisi Vardabandra (işaretçi) Memurluğuna tayin edildi. Kılavuzluk Servisinin Yeşilköy İhbar İstasyonunda görevlendirildi. 5 Ocak 1971’de aynı serviste Gözcü ve
Muhabereciliğe tayin edildi. 1974 ve 1977’de kadrosu yükseltildi.

Süleyman Nasuhi Güveli ve 1950 yılında aldığı Telsiz Telgrafçı Şehadetnamesi.

Denizyollarına bağlı Harem Kılavuzluk Servisinde telsiz operatörü olarak görev yaptı. 30 Nisan 1986’da istifa ederek emekliye ayrıldı. 1993 yılında vefat etmiş ve Karacaahmet Mezarlığı’na
defnedilmiştir. Burgazadalı Sevim Hanım’la evli olup Füsun adlı bir kızı, Ferdi adlı bir oğlu vardır.

Mehmet Arif Reis (1906-1983);
Ailenin dördüncü nesil denizcilerindendir. 1906’de Rize’de doğdu. Babasının adı Mahmut, anasının adı Hafize’dir. Dedesi ve amcaları denizci olduğu için çocukluğundan itibaren bu mesleğin içinde bulundu. 10 Haziran 1922’de Akçaşehir nahiyesi altı sınıflı Merkez İptidaiye Mektebinden mezun oldu. 1 Şubat 1924 tarihinde Seyrisefain İdaresine bağlı Zonguldak Vapuru’nda tayfa olarak işe girdi.

Mehmet Arif Reis, eşi Ayşe ve torunu Reyhan. 1960 yılı

Kendisini geliştirince 1 Eylül 1925’de Mahmut Şevket Paşa Vapuru serdümenliğine, bir ay sonra da Gelibolu Vapuru Serdümenliğine terfi etti. 1 Ekim 1927’de çalışmaya başladığı Reşitpaşa Vapuru serdümenliği askere gittiği 14 Ekim 1929’a kadar sürdü. 15 Mayıs 1931’de terhis olduktan sonra 12 Eylül 1931’de İzmir Vapuru Serdümenliğine başladı. 1 Ekim 1931’de Gülnihal Vapuru, 1 Nisan 1932’de Karadeniz Vapuru, 1 Temmuz 1932’de Ege Vapuru, 1 Kasım 1933’de Cumhuriyet Vapuru ambarcılığında bulundu.  1 Ekim 1938’de Devlet Denizyolları’na ait Etrüsk Vapuru’nda Güverte Lostromoluğuna terfi etti. 1 Kasım 1941’de İç Hatlar Güverte Lostromosu, 1 Mayıs 1944’de Deniz Hatları İşletmesi Güverte Lostromosu oldu. 15 Haziran 1943’de yapılan imtihanda başarılı olarak Liman Kaptanlığı Şahadetnamesi aldı. 39 sene, 11 ay hizmetten sonra 29 Şubat 1968’de emekliye ayrıldı. 29 Ocak 1983 yılında vefat etti ve Karacaahmet Mezarlığına defnedildi.

Yusuf Yalgın Kaptan (1908-1969);
Ailenin dördüncü nesil denizcilerindendir. 1908 yılında İstanbul Fener’de doğdu. Babası Hüseyin Avni Kaptan, anası Zübeyde Hanım’dır. 20 Mart 1930’da Seyrisefain İdaresi tarafından Rize Askerlik Şubesine gönderilen evrakta Fatih kazası Fener Nahiyesi Elvanzade Mahallesi Tepebaşı Sokakta kayıtlı olduğu bildirilmişti. 1934 tarihinde çıkan soyadı kanunu ile babasına Yalgın soyadı verildiği için ailenin bu kolu Yalgın soyadını taşımaktadır.


Kaptan Yusuf Yalgın 1924 yılında Kadıköy Lisesi’nden tasdikname ile çıktı. Daha sonra kaydolduğu Milli Ticaret-i Bahriye Kaptan ve Çarkçı Mektebi ’nden 1928’de ikincilikle Mülazim Kaptan olarak mezun oldu. 7 Temmuz 1928’de Seyrisefain İdaresi Gülcemal Vapuru Mülazim Kaptanlığına tayin edildi. Bu görevdeyken 1 Kasım 1931’de askere gitti. Askerliğini Hamidiye Gemisi’nde yedek subay olarak yaparken gayret ve hüsn-ü haline nazaran zabit vekilliğine terfi ettirildi. 1 Mayıs 1933’da terhis oldu. 1 Temmuz 1933’de Denizyolları İdaresine ait Ege Vapuru mülazım kaptanlığına başladı. 1 Ocak 1935’de Cumhuriyet Vapuru 4. Kaptanlığına, 1 Nisan 1936’da Çanakkale Vapuru 3. Kaptanlığına terfi etti. 1 Ekim 1936’da Konya Vapuru 3. Kaptanlığına nakledildi. Aynı gün Güneysu Vapuru 3. Kaptanlığına terfi ettirildi. 18 Mart 1938’de imtihana girerek birinci sınıf 2. Kaptan vesikası aldı. 1 Eylül 1939’da Sus Vapuru 2. Kaptanlığına, 1 Eylül 1940’da Çanakkale Vapuru 2. Kaptanlığına, 31 Ocak 1941’de Trak Vapuru 2. Kaptanlığına tayin edildi. 1 Kasım 1943’de İç hat gemilerinde 2. Kaptan, 1 Mayıs 1944’de Denizhatları İşletmesi’nde 2. Kaptan oldu.

Fransa’da yayınlanan Le Meridional Gazetesinde Yusuf Kaptanla ilgili haber. 

1946’da Uzakyol Kaptanlığı belgesi aldı. 25 Temmuz 1949’da Denizhatları İşletmesi Gemi adamları kısmında, 10 Nisan 1952’de Gemi Kurtarma İşletmesi Gemi adamları kısmında, 1 Ekim 1952’de Denizyolları İşletmesi Gemi adamları kısmında kaptan oldu. 1951’de Yozgat Şilebi kaptanı olan Yusuf Bey 28 Mart 1953’de vekaleten Denizyolları İşletmesi Güverte Baş Enspektörlüğüne
getirildi. 1 Ocak 1954’de ise bu göreve asaleten atandı. 13 Temmuz 1956’da 1. Sınıf kaptan ehliyeti aldı. Daha sonra Karadeniz gemisine tayin edilen Yusuf Kaptan 2 Şubat 1965 günü Napoli limanından Marsilya’ya giderken yardım talep eden bir motor görmüş ve üzerine gidince Fransa Gümrüğüne ait Müntese adlı bir tekne olduğunu anlayıp altı kişilik mürettebatını kurtarmıştı.
Gemi Marsilya’ya varınca konu Fransa basınında geniş yer bulmuştu. Daha sonra bu haber Türkiye’de de 10 Şubat 1965 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde haber oldu. Görevi süresince üç ikramiye, bir teşekkürname ve iki takdirname aldı. 33 yıl, 1 ay, 28 gün hizmetten sonra 31 Aralık 1967’de emekliye ayrıldı.

1941 yılında ayrıldığı ilk eşi Neziha’dan sonra Hatice adlı hanımla ikinci evliliğini yaptı. ilk evliliğinden Ayla adlı bir kızı, ikinci evliliğinden Ataman adlı bir oğlu vardı. Dört gün arayla iki erkek kardeşini kaybettikten iki ay sonra da 22 Ekim 1969 tarihinde vefat etti. Karacaahmet Mezarlığı 2.adaya defnedildi.

Hasan ve Ali kardeşler;
Ömer Grubundan olan bu iki kardeşin çocukları akrabanın diğer grupları gibi denizcidir. Büyük kardeş olan Hasan’ın oğlu Rızvan Kaptan 1891’de Rize’de doğdu. Rızvan’ın Ömer adlı ağabeyi 1915 yılında şehit olmuştur. Rızvan Kaptan’ın eski tabirle Motorcu kağıdı vardı. Bu kağıtla sahibi olduğu ahşap motorlarla Marmara ve Karadeniz’e seferler yapardı. Oğlu Hasan da babasının yanında yetişmişti. 1952 yılında vefat edince motorun kaptanlığını oğlu Hasan devralmıştı. Hasan Kaptan bir seferinde Zonguldak’ta Aygaz tüpü yüklerken çıkan yangında teknesi inflak edince arkadaşlarının ve tanıdıklarının teknesinde çalışmaya devam etti. Hasan Kaptan’ın oğlu Rızvan Güvel (1953-2020)’de dede, baba mesleğine döndü. Güverte lostromosu idi. 1996 yılında Deniz Nakliyat’tan emekli olduktan sonra özel sektöre geçti. Kıran Denizcilik, Yardımcılar Denizcilik, Yardımcılar Denizcilik armatörlük şirketlerinin İnsan Kaynakları Yönetimi’ni sağlayan Clipper (Hollanda) firmasında çalıştı. Aileden dördüncü nesil denizci Rızvan Güvel’in oğlu Hasan’dır. Halen özel sektörde ikinci kaptan olarak çalışmaktadır.

Ömer Grubundan Ali oğlu Osman Güvel’in de yelkenli teknesi vardı. 1927’de bu tekneyle İstanbul’a göç etmişti. Önce Çeşme Meydanı’na sonra Küçükmustafapaşa Cibali’ye yerleşti. Sirkeci’de bir şirket kurdu. Limana yanaşamayan ve açıkta demirleyen büyük gemilerin yükünü limbo yapar ve gemiden teknesine aldığı yükü karaya naklederdi. İstanbul’da işini kurunca Rize’den tanıdığı bütün dostlarını da oraya davet etmiş, kendilerine hem iş sağlamış hem de temelli yerleşecekleri mekân temin edinceye kadar kendi evinde barındırmıştı. Osman Güvel’in resmi bir öğrenimi yoktu ama Osmanlıca ve Latin harfli eserleri okur yazardı. Not ve hesaplarını Osmanlıca kaydederdi. Kahvehanede oyun oynarken bile oyun notlarını Osmanlıca yazardı. Ayrıca oldukça da maharetli bir
kaptandı. Birçok kişinin kaptan ehliyeti almasını sağlamıştı. Çalıştığı denizlere o kadar hakimdi ki kalkıp baktığında radar gibi bulunduğu yeri net olarak söylerdi. Mevsimine göre İzmit Körfezi ve Yalova’dan yüklediği odun, ot ve sebze-meyveyi İstanbul hal’ine çekerdi. 1951 yılında nüfus kaydını Rize’den İstanbul’a aldıran Osman Güvel Kaptan ömrünün son 17 senesini felçli geçirdi. 1969 yılında vefat ettikten sonra aynı yıl Yanıktaş Köyü muhtarı olan kardeşi Raif Bey, Yanıktaş köyündeki arazilerini satınca ailenin köyle irtibatı zayıflamış oldu.

 


Bunları da beğenebilirsin